1915 OSMANLI-ERMENİ ÇATIŞMALARINI; KAMUOYUNDA MEVCUT GENELGEÇER SÖYLEMLERDEN FARKLI DİLLENDİRMEK
21 Ocak Yeni Şafak nüshasında C. Çandar yazıyor ki;
“ Yeni Şafak ; Türk basınının tümünün manşetlerine yayılmış olan, hamaset ve popülizme prim veren tek tiplilikten kendini kurtaramamış. Halbuki 28 Şubat damgalı totaliter projenin tek tip basın yaratmak tuzağına düşmemesi gerekiyor.”
Aynı yazıda bir örnek veriyor” 1984’te Paris‘te Eric Rouleau ile sohbet ederken gördüm ki; gayet sakin, Fransa ‘ nın 1.5 milyon Cezayirliyi öldürdüğünü
kabulleniyor.”
Bu yazı ve içeriği ilginç geldi. İki önerme var:
- Türkiye 1915 ‘ in bir holocaust(soykırım) olmadığını, ancak bir trajedi olduğunu kabullensin. Bu meselede çözüme ulaşmak buradan başlamalıdır
- Türk kamuoyunda mevcut tektipli yaklaşımdan Yeni Şafak kendisini sıyırsın.
Birinci maddeyi kritize edersek ; öncelikle belirtmek gerekir ki ; biz mevcut hiçbir resmi görevdeki Fransız devlet adamından bu ifadeyi duymadık. Eric Rouleau ; 1984 ‘ ten sonra Türkiye büyükelçiliğinde bulundu. Ve bu süre içerisinde de böyle bir ifade duymadık. Yakın zamanda Fransız parlamentosu Cezayir katliamını kabullenmedi. Fransa başbakanı , savaşın en üst düzeydeki iki generalinin ifadesine rağmen “ Tarih , tarihçilere bırakılmalıdır.” beyanında bulundu.
Türkiye ‘ de de , bir Ankara kahvesinde bir trajedi yaşandığını kabullenen çokça entellektüel görürsünüz. Bunun ötesinde bu ifade medyada da, egemen olmasa da, yer yer yeralmaktadır.
Ancak resmi düzeyde itirafa( doğruluğunu ayrıca tartışırız), dünyanın hangi ülkesinde karşılaşıyoruz ki. Soykırım niteliğindeki toplu katliamlara örnek olarak; Avustralya yerlileri Aborijinler, yada Amerikan yerlileri Kızılderililerden itraf ve özür; onlar ancak turistik malzeme olduğunda gerçekleşmiştir.
Şunu ifade etmek istiyoruz ki ; hiçbir ülke böylesine bir sorunun çözümüne olan biteni(her nasıl olduysa); itiraf ederek başlamıyor. Bir ülkenin aydınlarının , tarihçilerinin,hatta üniversite senatolarının olan biteni tartışması başka şeydir. Devlet organlarının, hükümetin, dışişlerinin ise işi ; itiraf , tartışma, biçilmemiş tepkiler vs. olamaz, olmamalıdır.
İkinci saptamanın değerlendirilmesine gelince; devlet organlarına ; 1915 olaylarının varlığını itirafa ve bunu trajedi olarak kabul edip sorunun uluslararası gündemde çözümüne ilişkin yaklaşımın böylece başlamasına ilişkin
bir argüman önerilmesine ; İslamcıların önayak olması doğru mu olacaktır.
Hiç sanmıyorum. Bu kesim 28 Şubat’tan sonra gayrımilli suçlamalarına maruz kalmıştır. Ve bu suçlamalara gereken cevabı verememiştir. Böylesine milli tarihe ilişkin konularda genel teamülün dışında önermeler sunmak , ön almaya çalışmak ; yakın zamanda örneğini gördüğümüz provokatif enstrümanların devreye girmesine sebebiyet verir.
Atlantik ötesinden henüz gelmiş ,yazı yazdığı kitlede wise man olarak görülen,itibarlı yazara ,naçizane böyle teklifleri bir de farklı boyutlarını düşünerek önermesini tavsiye ederim. Ben dozunda ilgi duysam da, İslamcı kesimler konspiratif tezlere pek meraklıdır.


