AVRUPA MI JAPONYA MI: EKSİK JEOPOLİTİK PARÇA
Çev: Musa Ceylan
Yüzeysel olarak bakıldığında, ABD’nin hem Çin hem de Rusya ile krizleri, dünyanın, Soğuk Savaş’ın büyük bir kısmına egemen olan üç oyunculu oyuna geri dönmekte olduğunu gösterir. Ancak birkaç nedenden dolayı mevcut durum daha karmaşıktır. Ruslar ve Çinliler, ikisi birlikte bile, Birleşik Amerika’nın dengi değil. Jeopolitik bulmacada mihver niteliğinde bir parça eksik kalıyor. Ve o parça, Avrupa veya Japonya, dengeyi değiştirebilir.
Yeni Oyundaki Faktörler
Üç oyunculu bir oyunun mantığı, daha zayıf iki gücün daha büyük güce karşı bir koalisyon oluşturmasında yatmaktadır. Bu mantığın geçerli olması durumunda, Rusya ve Çin’in Birleşik Amerika’ya karşı yakın bir ittifaka girmesini bekleyebiliriz. 1970’lerde Vietnam’da sendeleyen ABD, Sovyetler Birliği’nin kuşatmak için Çin ile ittifaka girdiğinde olan da buydu.
Yeni oyundaki faktörlere bir göz atalım:
1. ABD, diğer iki gücünkilerden çok çok dinamik ve kendine yeterli bir ekonomiye sahip. Ekonomik ilişkileri koparmak, bazı Amerikan kesimlerinde sıkıntı yaratabilir ama son kertede önemsizdir.
2. ABD, dünyanın okyanuslarına egemendir. Rusya ve Çin ise Avrasya kara güçleridir. Çin’in ABD’ye meydan okuyabilecek (Çin civarındaki okyanuslarda bile) çapta bir açık deniz donanması kurma çabalarının sonuç vermesi en azından bir kuşak alır. Bu sürede de bu çabaların maliyeti Çin’i kötürüm bırakabilir.
3. Birinci ve ikinci faktörlerden dolayı, yalnızca ABD, küresel çapta güç projeksiyonunda bulunabilir. En geniş anlamda, gerek Moskova gerekse Pekin bölgesel saldırılara muktedirseler de her ikisi de küresel olarak savunmacıdır. Oysa ABD, seçilmiş eylemleri küresel olarak yürütebilir.
Mücadelenin Yeni Kuralları
Soğuk Savaş sırasında ABD, Sovyetler Birliği ile periferisinde, yani karada angaje oldu. Demografik ve coğrafi açıdan dezavantajlı bir konumda olan ABD, Sovyetlerin kuşatılmışlıklarını kırmaya çalışmaları durumuna karşılık, müttefik kuvvetlerini, teknolojiyi ve nükleer savaş tehdidini kullanarak bu dezavantajını kapatıyordu. Bugünse mesele, karada mücadele değildir.
Çin’in biraz ada-gibi konumunu düşünün. Coğrafi olarak Çin, verimsiz Sibirya toprakları, Orta Asya stepleri, Himalaya tepeleri, Güneydoğu Asya’nın zor arazileri ve kontrol için gerekli donanmasının olmadığı okyanuslarla çevrilidir. Askeri bir bakış açısından Çin’in gidebileceği yerler ödülün değerinden daha fazla çaba gerektirir veya Çin’de olmayan kaynakları (Tayvan’ı işgal için gerekli bir donanma gibi) gerektirir.
Öte yan Çin, incitilemez bir ülkedir. ABD son haftalarda Çin ile savaşa dair ani düşüncelere kapılmış olabilirse de aklı başında planlamacılar ürperdiler ama işlerine devam ettiler. Çin’in komşuları ona karşı hiçbir şey yapamaz, o da komşularına bir şey yapamaz. Pekin, global güç dengesini askeri güç yoluyla değiştirebilecek durumda değildir.
İç istikrarsızlık, Çin için askeri yenilgiden çok daha büyük bir tehdittir. Komünist rejimin doğuşundan bu yana varolan birleşik bir Çin’e doğal durum olarak alıştık. Mevcut durum Çin’in halini yansıtmasına rağmen, tek gösterge bu değildir. Bölgecilik ve iç savaş hayaletleri, Çin’e son yüzyılı sürekli hatırlatmaktadır. Gerçekten, son zamanlardaki EP-3E sorununun büyük bir kısmı, Çin’in iç tüketimine yönelikti. Pekin, milliyetçiliği hem rejime hem de orduya destek toplamak için kullanma umudundaydı.
Benzer şekilde Rusya da global düzene hiçbir tehdit oluşturmamaktadır. Yalnızca kendi toprak bütünlüğünü korumak bile büyük bir yük haline gelmiştir. Gücünü periferisindeki eski Sovyetler Birliği’ne yansıtmak Moskova’nın ana hedefi olmuştur. ABD bu çabalar için bir engel teşkil edebilirse de güçler dengesi Rusların başarılı olacağını gösteriyor. Bununla birlikte, Rusya’nın kendine gelmesi için bir kuşak gerekir. Bu süreç de, ne global güç dengesini ne de Birleşik Amerika’yı etkiler.
İki Eksik Parça
Üç oyunculu eski oyunu yeniden tekrarlamıyoruz. Sıkı bir ittifakla birbirine bağlanan Çin ve Rusya Avrasya’daki bölgesel dengeyi değiştirebilir ama global dengeyi etkileyemezler. ABD’nin temel çıkarları korumasız kalmaz; ekonomisi etkilenmez. Denizlerdeki Amerikan kontrolüne meydan okunmamış, ABD’nin küresel gücü sınırlanmamış olmaya devam eder.
Bu bulmacada global gerçekliği değiştirebilecek iki parça eksiktir. Avrupa ne yapacaktır? Japonya ne yapacaktır? Bu ülkelerden biri (Rusya, Çin veya her ikisiyle ittifaka girmesi durumunda) global dengede dramatik bir değişiklik yaratabilir ve bu ABD’ye ciddi bir meydan okuma anlamına gelebilir.
Şu an için Avrupa’yı tartışmak zordur. Avrupa, politik-askeri entegrasyon olmadan ekonomik entegrasyonun mümkün olup olmadığını belirleyecek büyük bir tecrübenin içinde bulunuyor. Bu mesele kesinleşinceye kadar da, Avrupa uluslarının bireysel olarak bir dış politika eksikliği yaşayacağı kesindir. ABD’nin taşralılığından ve içe dönüklüğünden bahsetmekten keyif alan Avrupalılar katıksız bir şekilde içlerine kapanmış durumdalar.
Uluslararası sistem için anahtar olan, Avrupa değil Japonya’dır. Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en sessiz ama en derin krizin içinde bulunuyor. Bu, dünyada cereyan etmekte olan başka herşeyden ve daha da önemlisi Rusya veya Çin’deki herşeyden kesinlikle daha önemli bir krizdir, zira Japonya’nın krizinin nasıl halledeceği meselesi, global güç derinden değiştirebilir.
Japonya Mihverdir
Japonya’nın on yıllık ekonomik krizi hafiflememiştir, hafiflemeyecektir de. Çünkü temelde siyasi bir krizdir bu. Japonya’yı İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yönetmiş olan Liberal Demokratik Parti koalisyonu, krizi çözemez çünkü rejimin siyasi temelleri bir ekonomik ilişkiler kümesi etrafında bina edilmiştir. Bu ekonomik ilişkileri kaydırmak, Japonya’nın sorunlarını çözmek için elzemdir ve rejimin toplumsal temellerini de paramparça edecektir. Japonya, içinde kalamayacağı ama içinden de çıkamadığı bir dönem yaşıyor.
Genel beklenti, Japonya’nın, sorunu çözmek için gerekli ekonomik değişiklikleri yapacak siyasi iradeye sahip olmadığından, sürüklenmeye devam edeceğidir. Bunun 1990’dan beri böyle olduğunda şüphe yok, ancak ekonomik durum katlanılamaz bir hale geliyor. Finans sisteminin bizzat dokusu inanılmaz baskı altında parçalanmaya, Japon toplumunu da kendisiyle beraber götürmeye hazır. Anafor, ani, derin ve tehlikeli olacaktır.
Japonya, gerektiğinde aniden istikamet değiştirebilecek bir topluma sahip. Aynı zamanda, yetenekli ve disiplinli bir millettir. Mevcut felç halinin, gelecek kuşağa kadar Japonya’nın kaderi olduğuna inanamazsınız. Doku parçalanacaktır. Japonya kendini bir kere daha ihtiyaçlarına göre dönüştürecektir.
Japonya, olağan LDP kadrolarından yeni bir başbakan seçerken, Japon siyasetinin marjinal unsurlarını izlemek önemlidir. LDP tarafından ciddiye alınmayan ama LDP’nin teslim olmaya zorlanması durumunda atak yapabilecek olanlara dikkat edin.
Ve bu marjinal alternatiflere bakarken, üç oyunculu o büyük oyunu dördüncü bir oyuncuyla düşünmek ilginç olacaktır. O dördüncü oyuncu, enerjik, yetenekli ve herşeyden önemlisi bir deniz gücü olacaktır. Sonraki çağ da gerçekte o zaman başlayacaktır.
Kaynak: http://www.stratfor.com/asia/commentary/0104162000.htm


