Tarayıcınız (Internet Explorer 6) güncel değil. Güvenlik ayarlarında sorunlar oluşmakta, bu ve diğer sitelerde may bütün özelliklerin görüntülenmesine mani olabilmektedir. Tarayıcınızı nasıl güncelleyeceğinizi öğrenmek için tıklayın.
X

Burhan Metin

22 Şubat 2001


BİZ ADAM OLMAYIZ!

Türkiye’de “değişim ihtiyacını” kimse inkar etmiyor. Mevcut halin böyle sürmeyeceğinde, statu quo’yu devam ettirme ısrarının çıkmaz bir yol olduğunda herkes fikir birliği ediyor.

Üzerinde ihtilafa düşen konu “değişme iradesinin” nereden geleceği ile ilgili. Aslında değişecek olan Türkiye ise, değiştirecek olanların da Türkler olması icap eder. Fakat Türklerin kendilerini, kendi irade ve çabalarıyla yenileyebileceğine önce Türkiye’nin içinden itiraz sesleri yükseliyor.

  • Facebook
  • Tumblr
  • Twitter

Yeni bin yılın başında Türk halkının cevabını vereceği sorusu şudur:

Türkler kendilerine ait bir irade ve kararlılığın sahibi midir? Veya sahip çıkamadıkları mukadderatlarını yabancı irade(ler) mi tayin edecektir?

Siyasetten, ekonomiden, sosyal hayata, kültüre, tarihe ve başka pek çok alana ait dağ gibi yığılan meselelerin üstesinden gelmenin eşiği, bu “kritik cevabın” verilmesidir.

Bu temel ama basit gibi görünen soru(n) aşılamadığından Türkiye’de her alanda patinaj çekilmektedir. AB gündemi de dönerek geldi ve bu çengele takıldı. AB’ne tam üyelik sürecinde meydana gelen tartışma ve cepheleşmeler, yüzleşmeyi ve kalıcı bir çözümünü bulmayı başaramadığımız bu açmazın içine saplandı.

AB tam üyeliğine adeta misyon duygusuyla sahip çıkanlar, Türkiye’nin demokratik ve hukuksal değişimi taşıyacak iç dinamikten yoksun olduğunu savunmakta; AB’ni, hatta Avrupa’nın Türkiye üzerindeki tazyikini çağdaşlaşmanın katalizörü gibi değerlendirmekteler. Bu kanaat sahiplerine göre “biz adam olmayız!”. Öyleyse birileri bizi adam etmelidir.

Bunlar Türkiye’nin tam üyeliğinin muhayyel bir zamana ertelendiğini ve hiçbir somut güvenceye bağlanmadığını görmezden gelmekteler. Birliğin merkez ülkesi Fransa’nın Ermeni soykırım yasasını onaylamasını, AB’nin Türkiye için öngördüğü “yol haritasına” Ermeni soykırımının yumuşatılarak derc edilmesini kulak ardı etmekteler. Avrupa içindeki güçlü Türkiye karşıtı inisiyatifi yok saymaktalar.

Karşı cephe, AB’ni Türkiye’nin bağımsızlığına kast edecek yeni bir emperyalist saldırı olarak ele almaktadır. AB ülkeleri ve çevrelerinden ülkemize yönelen onur kırıcı söz ve eylemleri kendi iddialarının doğruluğuna delil saymaktadır. Türkiye’nin sorunlarını “güvenlik penceresinden” görmekte; demokrasi, hukuk ve kalkınma taleplerini önemsiz saymaktadır. AB çevrelerinin Türkiye’ye yönelik kötü niyetli tasarımlarına dikkat çekmekle birlikte bunların, yaşanılan ve her geçen gün derinleşen siyasi, sosyal, iktisadi sorunlara önerecekleri “çözümlerinin” bulunmadığı anlaşılıyor. Kullandıkları negatif milliyetçi dil “gerçeklerin” sadece üzerini örtüyor. Kendi gücü ve iyiliğinden değil, başkasının kötülüğü ve zayıflığından medet umuyor.

Avrupacı cephe lümpenliğin diliyle ve açıkça, negatif milliyetçi cephe ise olması gerekeni belirtmeyerek örtülü olarak “biz adam olmayız” diskurunu yeniden üretmekteler.

Oysa jeopolitiğin ve jeokültürün bunaltan kıskacından çıkmak için “adam olduğumuzu” ve “nasıl adam olduğumuzu” tespit ihtiyacı içindeyiz. Tarih, millet olarak adam olup olmadığımızı sınavdan geçirmektedir.

  • Facebook
  • Tumblr
  • Twitter
434 Defa Okundu