28 Şubat; dönemin etkili isimlerinden birinin isimlendirmesiyle postmodern darbe, yalnızca hedef aldığı dindar ve muhafazakar camia üzerinde yarattığı genellikle olumsuz sonuçlardan yola çıkılarak ele alındı. Oysa bugünden bakıldığında 28 Şubat’ın “vurduğu” siyasi ve toplumsal kesimler kadar TSK’ni de tahrip eden sonuçlar doğurduğu görünmektedir.
Yabancı basında bir süredir Türkiye pazarının yabancı yatırımcılar için cazip hale geldiğini anlatan yazılar yayınlanıyor. Amerikan ve Alman basınının gerek günlük gerekse haftalık ciddi yayın organlarında bu içerikte değerlendirmelere yer verildi.
FP milletvekili Bekir Sobacı’nın gürültü koparan bir konuşma yaptığından TV akşam bültenlerinde haberdar oldum. 28 Şubat ile ilgili eleştirilerini hakarete vardıran sözler sarf edince Meclis karışmış; ertesi gün de TSK bildiriyle Sobacı’ya yanıt verdi.
“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar” M. Kemal Atatürk
Makedonya Arnavut Ulusal Kurtuluş Ordusu gerillaları ile Makedon polis birlikleri arasında Şubat ayında başlayan çatışmalar bir “Balkan krizini” daha tetikledi. Makedon polis birlikleri Kalkandelen kırsalına mevzilenen Arnavut savaşçılara karşı operasyona girişti. Tank ve helikopterler eşliğinde Makedon ordu birliklerinin devreye girmesiyle çatışmaların boyutu genişledi.
İran Cumhurbaşkanı Hatemi ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in Moskova’da bir araya geldiği zirvede İran ile Rusya arasında güvenlik ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesini kapsayan çok sayıda anlaşmaya imza atıldı.
Genelkurmay II. Başkanı Yaşar Büyükanıt, Makedonya’da başlayan çatışmaları değerlendiği açıklamasında Makedonya UÇK’sı ile PKK arasında ilinti kurarak, “dost bilinen ülkelerin ” UÇK’ya desteğinden söz etti. Büyükanıt’ın bahsettiği “dost ülkeler” ayrı bir tartışmanın konusu olmakla birlikte Arnavutlar ile PKK ve Kürtler arasında benzerlik kurulması hafızalarımıza yabancı değil.
Kriz ve Ötesi…
Hükümetin ekonomik istikrar programının çökmesinden sonra yeni istikrar programı arayışları ve hazırlıkları devam ediyor. Ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevine getirilen Kemal Derviş yeni program hazırlıklarını sürdürüyor. Ancak Türkiye’nin ekonomide izleyeceği yol haritasının tayin edilmesinde çok sayıda belirsizlik ve yapısal nitelikli engel varlığını olanca ağırlığı ile hissettiriyor.
Fransa, dünya sistemi içinde bağımsız bir güç olma ve Amerika’nın gelişen global patronajına karşı direnişinde kararlı bir çizgiyi sürdürüyor.
Sırbistan’ın güneyinde yaşayan bölgelerde başlayan gerginlik çok geçmeden Makedonya sınırına ve Makedonya’nın en önemli Arnavut yerleşim merkezi olan Tetovo’nun kırsalına sıçradı. Her ne kadar Kosova krizinin zincirleme reaksiyonu gibi gösterilmeye çalışılsa bile ülke nüfusunun neredeyse yarısını meydana getiren Makedonya Arnavutlarının huzursuzluğu yeni bir olgu değildir.
Kamuoyu araştırmaları, halkın siyasete ne denli yabancılaştığını, parlamenter siyasete beslenen umutların tümden kaybolduğunu göstermektedir. Anketlerde kararsız olarak belirtilen, ama mevcut herhangi bir siyasi partiye oy vermemekte son derece “kararlı seçmen” kitlesinin oranının % 60 seviyesini aştığı ortaya çıkmaktadır. TESEV tarafından gerçekleştirilen “güven araştırmasında” milletvekilleri “güven duyulmayanlar” arasında birinci sırada gelmektedir. Başbakan Ecevit ve hükümetin sorumsuz tutumlarıyla patlak veren son ekonomik kriz, siyasetten uzaklaşmayı “siyasete öfkeye” dönüştürmüştür.
Türkiye’de “değişim ihtiyacını” kimse inkar etmiyor. Mevcut halin böyle sürmeyeceğinde, statu quo’yu devam ettirme ısrarının çıkmaz bir yol olduğunda herkes fikir birliği ediyor.
Üzerinde ihtilafa düşen konu “değişme iradesinin” nereden geleceği ile ilgili. Aslında değişecek olan Türkiye ise, değiştirecek olanların da Türkler olması icap eder. Fakat Türklerin kendilerini, kendi irade ve çabalarıyla yenileyebileceğine önce Türkiye’nin içinden itiraz sesleri yükseliyor.
Yeni Makedonya hükümeti, Ekim-Kasım 1998′de yapılan seçimlerle belirlendi. VMDRO-DPMNE ( Mekadonya İç Devrimci Örgütü- Makedonya Ulusunun Birliği İçin Demokratik Parti), DA (Demokratik Alternatif Partisi) ve Arnavutların DPA’sı ( Arnavut Demokratik Partisi) koalisyon hükümetini oluşturdular.
Türkiye, Avrupa yolunda ilerlemeye çalışıyor. Uyum süreci kapsamında “Avrupa trafiği” yoğunlaştı. Geçtiğimiz ay içinde Avrupa’dan önemli bir ziyaret gerçekleşti. Birliğin “Genişleme Sorumlusu” Verheugen, Ankara’da idi. Temsilci, katılım ortaklığı belgesine esas teşkil edecek “bilgileri” edindi. Ayrıca Türkiye tarafının sürece ilişkin niyetleri de yoklandı. Bazılarının deyimiyle “ev ödevi” Türkiye’ye yeniden hatırlatılmış oldu. Ancak hatırlatılan “gündemler” Ankara’yı karıştırmaya yetti. Devletin kurumları arasındaki derin görüş ayrılıkları gün yüzüne çıktı.
Türkiye’nin nabız atışları bir süredir yüksek seviyede seyrediyor. Gündem hayli gergin. Herkes yarın ne olacağının beklentisi ve kaygısını taşıyor.Herkes ve her şey anaforun içine doğru çekiliyor. Vatandaş gelecek umudunu kaybetti. Kitlesel bir sefaletin ayak sesleri her yerden duyuluyor. Devlet, Ankara’ya kapanmış; siyasal depresyon tırmanıyor. Kriz, derinleştikçe derinleşiyor. Devletin içinde tünelin ucunu görenlerin bulunduğu son derece şüpheli.