GÜNCEL
Türkiye’nin nabız atışları bir süredir yüksek seviyede seyrediyor. Gündem hayli gergin. Herkes yarın ne olacağının beklentisi ve kaygısını taşıyor.Herkes ve her şey anaforun içine doğru çekiliyor. Vatandaş gelecek umudunu kaybetti. Kitlesel bir sefaletin ayak sesleri her yerden duyuluyor. Devlet, Ankara’ya kapanmış; siyasal depresyon tırmanıyor. Kriz, derinleştikçe derinleşiyor. Devletin içinde tünelin ucunu görenlerin bulunduğu son derece şüpheli.
“Beyaz enerji” operasyonu gerginliklere yeni bir sayfa daha ekledi. Asker ve koalisyon ortağı Anap bir kez daha karşı karşıya geldi.
Operasyon düğmesine basanın adı konamayınca, “beyaz enerji” Ankara’daki “siyasal fayın” büyüklüğüne mercek tutmuş oldu. Mesut Yılmaz, 28 Şubat denklemiyle yeniden hükümetle buluştu. Ancak bu ittifak düzeneği yine Genelkurmay’ın inisiyatifi ile çökertildi. Bu çökertmeyle Yılmaz, “siyasal bir boşluğa” düştü. Ayakta kalmak ve etkinliğini korumak için yeni ittifak arayışlarına girdi. Yılmaz’ın imdadına bu kritik eşikte AB üyelik süreci yetişti. Yılmaz, Avrupa’ya üyeliğin “keskin” savunucu oldu. AB üyeliğini Türkiye’nin “hayat-memat” meselesi bağlamına yerleştirdi. Çok geçmeden AB işleri kendisine bırakıldı.
Doğan Avcıoğlu, Tanzimat paşalarına atfen “pabuççu muştası” hikayesi anlatır. Buna göre Ali (veya Fuat Paşa) hallerini şöyle tarif etmiştir. Altta sessiz, hareketsiz, inisiyatifsiz bir halk; üstte despot bir padişah; padişah yukardan bastırdıkça ezilmekteyiz. Ama alttan, yani halktan mukabil bir kuvvet olmadığından iyice büzülmekteyiz. Ayakta durmak için muhakkak yandan bir destek almalıyız. Bu da yabancı temsilci ve temsilcilikler olmaktadır.
Bu değerlendirme Türk siyasi hayatının maymuncuğu olmalı. Konumuza dönersek acaba Mesut Yılmaz’ın “şimdiki Avrupa sevdası” böyle bir çelişkinin neticesi mi? Dağılan 28 Şubat iktidar denklemi ve son anketlere göre barajın altında kalan bir parti… Yılmaz, bu partinin lideri. Herkes haklı olarak şu soruyu sormakta: Avrupa, özgürlük, hukuk ve refaha ulaşmanın aracı mı? Böyle olduğu için mi sayın Yılmaz, Avrupacıdır. Yoksa her siyasi kesimin Avrupa’da mahkeme kapılarında hak ve özgürlük aradığı şu dönemde Yılmaz’ın ayakta ve dinç kalmak için kullandığı “siyasal bir viagra” mıdır?
Halkımız ikinci seçeneği daha olası saymakta ki, anket sonuçları Yılmaz açısından hiç iç açıcı değil. Ayrıca Yılmaz’ın, 28 Şubat mağdurlarının gönlünü kazanma gayretleri de dikkatle izleniyor. Kısa bir zaman kesitinde hem baskıcı hem örgürlükçü olunmasının vatandaşta “güven sorunu” doğurması da beklenebilir.
Yılmaz’ın son atağı Genelkurmay üzerine yöneldi. Türk siyasetinde genelkurmay ile bu derece sertleşmek hayra alamet sayılmaz. Bu noktada iki olasılık ele alınmalı. Birincisi Yılmaz, yeni Avrupacılığı sebebiyle Avrupalı dostlarına fazlaca güvenmektedir. İkinci seçeneği argoda kullanılan bir deyimle anlatmak uygun görünüyor: “Eceli gelen kimse bu tür yanlışlar yapar”.
Acaba Sayın Yılmaz, beyaz enerji operasyonunu, kendi siyasi hayatını bitirecek bir hamle olarak mı anlamıştır?
Ve böyle canhıraş bir tepki vermiştir. Eğer haberler doğruysa kardeşi Turgut Yılmaz, operasyon kapsamında Jandarma tarafından göz altına alınacak iken, Yılmaz bu göz altını hükümeti bozmak tehdidi ile savuşturabilmiştir. Bu işin diplomatlığını da, hükümet ve devlet krizi çıkmasın diye Sayın Bahçeli yapmış.
Fakat genelkurmay sert bir açıklama yaparak Yılmaz’ın sert çıkışını geri püskürttü. Asker yine maçın galibi oldu.
Yılmaz, bir mesai arkadaşının dilinden “aslında genelkurmay ile aynı düşüncede olduğunu” açıklayarak, yenilgisini açıkladı.
Sürece bakılırken Harp Akademileri Komutanı Şenoğul’un AB’nin Türkiye’ye haksız ve üstten tutumunu eleştiren konuşması da hatırda tutulmalıdır.
Şimdi siyasal kriz çıkmasın diye her türlü yolsuzluk ve uğursuzluk acaba saklanacak mı? Zirvede bulunmuş isimler kelepçeyle hakim karşısına çıkıyor. Eski bir cumhurbaşkanından bakanlara milletvekillerine kadar onlarca isim Türkiye’nin “suistimal karesinde” uğursuz yerini almış.
Bu siyasileri devletin ve siyasetin zirvesine taşıyan sevgili halkım şimdi anketlerde karasızlar hanesinde birikiyor. Bu refleks yeni açılımlar mı doğuracak? Ya da “Türk söylemez söylenir” sözü mü teyit olacak? Zaman içinde göreceğiz.
Kısaca genelkurmayada göz atalım. Genelkurmayımız son zamanlarda durmadan açıklama yapıyor.
Olmayacakları gösteriyor. Ancak genelkurmay açıklamalarında “olacak olan veya olması gereken nedir” sorusunun cevabı yok. Ülkede bileği bükülmeyen kesim kalmadı. Genelkurmayın içinden de Mustafa Kemal kadar olmasa da ona yakın bir siyasi dehanın çıkıp çıkmayacağı soru işareti.
Halk umutsuz ve çaresiz. Siyasiler, kör sağır, dilsiz ve çoğu zaman hırsız. Askerin demokratik bir konsolidasyon projesinin olmadığı izleniyor.
Sayın Başbakanımız Bülent Ecevit’e yazık. Biyolojisi ile çatışmaktan bitap düştü. Emekliliğin tadına bile varamadı(!).
Trajik ve komik bir ülkenin evlatlarıyız. Bakalım daha ne tradejiler ve komediler bizi bekliyor.


