Tarayıcınız (Internet Explorer 6) güncel değil. Güvenlik ayarlarında sorunlar oluşmakta, bu ve diğer sitelerde may bütün özelliklerin görüntülenmesine mani olabilmektedir. Tarayıcınızı nasıl güncelleyeceğinizi öğrenmek için tıklayın.
X

Osman Deniz

02 Nisan 2001


KIZILAY KONGRESİ: VAKIF GELENEĞİNDEKİ İSTİSMARIN HAZİN SON ÖRNEĞİ

Kızılay; Osmanlı döneminde 1868’ de Mecruhin ve Marda-yı (yaralı ve gazi) askeriyeye imdad ve muavenet(yardım) teşkilatı olarak kurulmuş, adı 1923 ‘ te Türkiye Hilal-i Ahmer ,1935 ‘te Türkiye Kızılay Derneği ‘ne dönüşmüş kamuya yararlı, özel hukuk statüsüne tabi dernek statüsünde bir milli kuruluşumuz.

  • Facebook
  • Tumblr
  • Twitter

Dernek tüzüğündeki görevler ve amaçlara gözattığınızda; doğal afetlerde iaşe ve ibate(yeme,içme ve barındırma) , yoksullara yardım, kan hizmeti örgütlenmesine gitmek, bulaşıcı hastalıkla mücadele,felaket ve savaşlarda uluslararası yardımlaşmalara katılmak belli başlı esasları teşkil ediyor.Bunlar amaç olmaktan ibaret değil, aynı zamanda hükümetin belirlediği görevler olarak yeralıyor.

Bu haliyle alelade bir vakıf yada kamu yararı özelliğindeki dernek olmayıp,üstelik sadece biz yurttaşlar için değil, uluslararası görevleri olan önemli ve özellikli bir kuruluşumuz hüviyetinde.

Tüm yurtta, yaklaşık 650 şubesi mevcut. Sanırım 30 yıla yakın süredir de; genel başkanlığını Kemal Demir yürütüyordu. Marmara depremi sonrasında , merkez medyanın hedef göstermesine ;arkasını dayadığı zımnedilen güçlerin desteği ile dayandığı görülüyordu ki; son darbeyi ülkemizdeki yağma dinamiğinin bir varyantı olan nepotist yolsuzluk şayialarının giderek afişe edilmesi oluşturdu ve istifa etmek zorunda kaldı. Bilahare yerine seçilen isim hakkında da; suistimale ilişkin bazı iddialar gazetelerde yeralmaya başlamıştı.Fakat görüldü ki; diğer adaylar ve hatta hemen tüm örgütlenmenin durumu farklı değildi. Tüm yurt sathına dağılmış Kızılay teşkilatı ; görev ve amaçlarına uygun bir organizasyon içerisinde teşkil edilmemişti. İhale sistemi, alınan ekipmanın niteliği, depolanma usulleri,vs. memlekete hizmet kriterleri ile bağdaşması mümkün olmayan bir vahim tablo arzediyordu.

Düşünebiliyor musunuz; yurdun herbir ilçesinde ceketinin yakasında Kızılay rozeti takılı olarak dolaşan insanlar mevcut.Ve bunlar ilçelerinde ( hekimlik görevimin icabı olarak bulunduğum bazı ilçelerde gözleyebildim) ; bir-iki steril olmayan, eski-püskü,iptidai ve hatta abartmadan yazalım, 2.dünya savaşından kalma pansuman malzemesinin olduğu dükkan yada ofislerde boş oturuyorlar.Tıpkı bir parti şubesi gibi (ve maalesef bazen de öyle) lakırdı üretiyorlar ve boşluğu ve hiçliği tüketiyorlar. Zamanı geldiğinde; genel kongreleri için

Ankara’ ya doluşuyorlar. Ve dün(17.03.2001) gördüğünüz gibi genel kurulda birbirlerine giriyorlar. Onları birbirlerinden ayırmak için görevli polisler kafi gelmiyor. Ve Çevik kuvvet polisleri ancak sükunu sağlayabiliyor.

Bu arbedenin hayır hizmetlerine kimlerin daha gönüllü olma mücadelesinden olmadığı trajedisi vicdanları sızlatıyor. Ve göründüğü kadarıyla artık bu vahamet; merkez medyada bile satır aralarında ancak yer bulabiliyor.

Vakıf medeniyeti olma iddiasını yakın tarihe kadar sürdürebilmiştik.Senede bir kez vakıf haftası tertip edilir ve milletimizin bu müstesna özelliği övgüyle anlatılırdı. Yine de düzenleniyor, ancak bu uygarlık vasfını yitirdiğimizi inkar edemeyiz.

Her geçen gün, vakıflar , varlık sebebini yitiriyor. Haramilerin geçinme ve daha ötesinde sosyal statü kazanma metaı haline geliyor.

Çocukluğumuzda; belleğimize kazınan kurumlar “ Kızılay – Çocuk Esirgeme kurumu – Türk Hava kurumu ” hakkında öğretmenler hala aynı milli heyecanı öğrencilerine aşılayabiyorlar mı , acaba?

  • Facebook
  • Tumblr
  • Twitter
473 Defa Okundu