RP-FP EKSENİNDE MİLLİLİK TARTIŞMALARI
Özellikle 28 Şubat süreciyle birlikte oldukça yoğun bir düzeyde gündemimize giren bu tartışmayı ; FP’ nin kapatılma davasının kararına yaklaşıldığı bu günlerde yeniden değerlendirmeye tabi tutmanın yararı olduğu kanısındayım.
Hatırlanacağı üzere ; maksimum % 21 lik oy oranına ulaşmış RP, bu süreçle birlikte ; lideri , teşkilat yapısı ve programı ile gayrımilli tanımının odağına yerleştirildi. Hatta Arabın adamı, uşağı ,vs olunmakla suçlanıldı.
Dönemin propaganda bombardımanının etkisi ne ölçüde katkıda bulundu, saptamak zordur, ancak neredeyse toplumun büyük bölümünde bu suçlama sessizlikle karşılandı. Ve hatta denebilir ki; RP’ ye oy veren kitlenin bile az bir bölümünde de olsa bu itham makes buldu.
RP liderinin derin, Katolik ve antisemitik Avrupa tasavvurunun nüfuzlu kişileri ile izahı güç görüşmeleri, İslam ülkeleri monarkları (Suharto, Kaddafi, Kral Fahd, Farrakhan vs.) ile yakınlık görüntüsü veren temasları, Ortaasya Türk Cumhuriyetleri’ yle ilişkinin minimumda olması, fantezi telakki edilen uluslararası teşkilatları kurma girişimleri,vs. bu iddiaların içini doldurmada en çarpıcı delil teşkil eden dış ilişkiler boyutunu oluşturuyordu.
Öte yandan yine RP liderinin; iç politikada, partinin jargonu Milli Görüş olmasına rağmen Türk ulusu,milliyetçilik,vs sözcüklerini hiç kullanmaması, ulusal tarihi , Osmanlı dönemi hariç vurgulamaması ,ırk ve dil’den ziyade inanç bağını öne alması gibi daha ziyade retoriğe ilişkin değerlendirmeler; bu ithamların iç politik temelini teşkil ediyordu.
Refahyol iktidarının icraatı ise bahsidiğer.
Suçlama yalnızca RP liderinin şahsına yönelik değildi. Teşkilata ve daha ötesine götürerek %20’lik kitleyi de hedef alma yönelimine girmişti. Suçlayanlar ise kendilerini Türk milliyetçisi olarak tanımlamıyorlardı.
Israrla bu görüş ile aralarına mesafe koyuyorlardı. Onlar kendilerini Ulusalcı Kemalist telakki ediyorlardı.( Hatırlanacağı üzere , 1961 Anayasası’nın başlangıç bölümünde yeralan Türk milliyetçiliği sözcüğü, 1982 anayasasında Atatürk milliyetçiliği olarak değiştirilmişti.).Anayasa’da yeraldığı üzere; hiçbir düşünce ve mülahaza; bu görüşün dışında kabul göremeyeceğine göre; 28 Şubat süreci oluşturulmalıydı ve idame ettirilmeliydi. Aslında bilindiği üzere bu telakkinin, Türk milliyetçiliğinden de hoşlanmadığı,Sol akımlar, Kürtçülük, İslamcılık’ tan sonra tepelenmesi gereken ve sırada olan ideoloji olduğu yorumları ; sürecin aktörleri tarafından yapılmaktaydı. Yürürlükte olduğu deklare edilen stratejik konseptin içeriği böylesine genişti.
Millilik tartışmasının; devlet organları katında değerlendirilme biçimi , millet katında nasıl algılanmaktaydı, sorusunun cevabı gündelik hayatımızda ortadadır. Ortodoks bir Kemalist milliyetçilik savunucuları dışında ,kamuoyu birbirini başka ulusların uşağı olarak aşağılamamaktadır. Burada bu bağnaz yaklaşımı ayırt etmenin önemine işaret ederim. Tabii ki, sıradışı bireyler ; her genel değerlendirmede istisna teşkil eder.
Bu sürecin yurttaşlarımızı nasıl etkilediğini, başka yazılarda yeri geldikçe irdeleriz. Bu yazı da esasen vurgulamak istediğimiz konu; FP davasının laiklikten ziyade millilik ile ilgili olduğu hakkındadır. Öne çıkarılan suçlama laiklik aleyhtarı sözler ve icraat gözükse de; kararı etkileyecek olan esas kıstas budur. RP ‘ den FP’ ye geçen süre içerisinde; bu teşkilatın milli sözcüğünün geniş anlamının daraltılarak ne ölçüde ulusallaştığı, bu çerçevede ulusallık karşıtı olarak suçlanan Erbakan ‘ ın yeni partide etkinliğinin ne düzeyde azaldığı, rejime uyumlu-konformist bir bünyenin ne oranda mütebariz olduğu; kararın verilmesinde ana öge olacaktır.
Aslında; RP yada FP teşkilatı ve tabanı ; ne dün gayrımilli idi , ne bugün milli çizgiye geldi. Bu teşkilatın yanlışı; millilik ve ulusallığı çatışma unsuru haline getirmektir. Dindarlık ve ulusal olanı savunmak, birbiriyle çelişen iki kavram olmamalıydı. Cumhuriyet rejiminin inanç bağı ile müesses olmadığını, iktidara gelmeden çok önceleri kavramak lazımdı.
Anayasal düzen, ulus bağını ve kültürel bağı; inanç bağına öncelemektedir.
Aksini savunacak iseniz; yani inançta birlik,tüm aidiyetleri arkaplana atar diyorsanız, bu değerlendirmenin mevcut anayasanın özüne uymadığını kabullenmelisiniz. Kabullenmeyip yeni bir anayasa girişiminiz olacaksa; bunun ardında kamuoyu, aydın desteği , bir sosyal mücadele mevcut mudur; soruları sorulur. Esasen bu sorular bir yana RP icraatında böyle bir teklif dahi sözkonusu olmadı. Yani “niyet var mı; belli değil, girişim var mı ; yok.” görüntüsüyle beraber verilen demeçler ile sanal efelenmenin sonuçlarına yalnız bu partinin teşkilatı değil, bütün bir toplum katlanmak zorunda kaldı.
Ne bu partiye oy veren %20’ lik kitle, ne de bu partinin teşkilatı gayrımilli telakki edilemez. Ancak bu partinin yönetim organları kendilerinde dahi varolmayan bir gayrımilli görüntü vermeyi , nasılsa başarmışlardır. Bu görüntü ülke menfaatlerine aykırı idi.
Bir diğer yanlışlık; 28 Şubat sürecinin etkisinde kalarak , sürecin aktörlerinin retoriği ile bu teşkilatı suçlamaktır.28 Şubat ile aktörlerinin ağzından hukukdışı bir proses gelişmiştir. Ölçü olamaz. Onlarla aynı hitabet tarzı ile kırıcı olunmamalıdır. Ne general Özbek’ in demesiyle” Arap uşağı p…k” olunur. Ne de Nazi sempatizanları ile ,Nasyonal ırkçı’ lar ile gizli görüşmeler yapılarak milli olunur. Bir demecin bedeli ödenmemişse, diğer demecin bedelini ödetmeye maşeri vicdan onay vermez.


