Tarayıcınız (Internet Explorer 6) güncel değil. Güvenlik ayarlarında sorunlar oluşmakta, bu ve diğer sitelerde may bütün özelliklerin görüntülenmesine mani olabilmektedir. Tarayıcınızı nasıl güncelleyeceğinizi öğrenmek için tıklayın.
X

Musa Ceylan

03 Temmuz 2001


YENİ BİR AMERİKAN SAVUNMA STRATEJİSİNİN SONUÇLARI

Pentagon’da ABD savunma stratejisini gözden geçiren bir iç çalışma, büyük ihtimalle denizaşırı bölgelerde konuşlandırılmış Amerikan birliklerinde dramatik bir indirime gidilmesini isteyecek; diğer yandan da düşmanları uzun mesafelerden izleyip saldırabilecek teknolojilerin kullanımını artırmaya çağıracaktır. Böylesine tarihi bir kayma, Amerikan birliklerinin zaafiyetini azaltır, görünüşte emperyal bir askeri varlığın profilini düşürür. Ancak uzun dönemde böyle bir strateji hem düşmanları hem de müttefikleri, yeni bölgesel ittifaklar kurmaya veya bağımsız, hasmane savunma stratejileri benimsemeye zorlayabilir.

  • Facebook
  • Tumblr
  • Twitter

Andrew Marshall yönetimindeki bir dahili think-tank olan Pentagon’un Net Değerlendirme Ofisi’nin yürüttüğü ve gelecek ay tamamlanacak bir “hızlı reaksiyon” raporunun, Soğuk Savaş sonrası dönemde Amerikan kuvvetlerinin nasıl yapılandırılacağı meselesine taze bir bakış taşıyacağı anlaşılıyor.

Marshall’ın bulgularının (ki bu bulgular, Washington’un askeri kuvvetlerini yeniden yapılandırmada çok yavaş kaldığını düşünenlerce merakla beklenmekte, ama askeri hizmetler ve savunma sanayiindeki dar çıkar çevrelerince endişe duyulmaktadır), yılın sonuna kadar tamamlanacak olan Dört Yıllık Savunma Raporu’na yön vermesi beklenmektedir.

Bush yönetimi, uzun dönemde ABD’nin denizaşırı askeri varlığını geri çekerek onun yerine dengeleyici ve hayalet savunma kapasiteleri gibi yeni kapasiteler yerleştirmesini sağlayacak yeni bir askeri strateji benimseme arayışında olacaktır. Fakat bu strateji, istemeyerek de olsa dünyayı daha fazla bölük pörçük etme, belli büyük devletlerin bölgesel ittifaklar kurmasına neden olurken diğerlerini de kendi çıkarlarını agresif biçimde savunmaya yöneltme sonucunu doğurabilir.

ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir mirasla, yarım yüzyıldan fazla bir zamandır dışarıda birlikler konuşlandırmış durumda. Avrupa’da (özellikle Almanya’da) yaklaşık 100.000 kişilik bir birlik barındırmakta. Yaklaşık bir o kadar da Asya’da (esas olarak Japonya ve Güney Kore’de) askeri var. Orta Doğu’da aşağı yukarı 25.000 kişilik bir güç, Basra Körfezi’ne göz kulak olmaktadır. Ancak Marshall’ın incelemesi, büyük ihtimalle, önümüzdeki yirmi yılda ortaya çıkan tehditler ve istikrarsız politikanın bu uzun dönemli Amerikan varlığını tehlikeye düşüreceği görüşünü savunacaktır.

Marshall’ın ilk bulgularına göre Amerikan ulusal güvenliğine yönelik “gelecekteki temel meydan okumalardan” biri, “bölgeye sokmama” kapasitesine ileri derecede sahip düşmanlar karşısında askeri gücü yansıtmadaki zorluk olacaktır. Örneğin, Irak ordusunu kontrol altında tutmada kritik önem taşıyan Suudi Arabistan ve Kuveyt’teki hava koridorları girilemez hale gelebilir, çünkü konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan silahlar buraları vurabilir ya da ABD artık istenmez olabilir. Donanma kuvvetleri ise, füze ve terörist saldırıları için açık hedef olacaklardır.

Amerikan kuvvetlerinin bu şekilde geri çekilmesi, görece daha küçük bir ordu dikte edecektir. Marhsall ve personeli, uçak gemilerinin sayısını 12’den 10’a indirmeyi, benzer şekilde Deniz Piyadeleri anfibi hazır gruplarını azaltmayı ve 10 ordu tümeninden ikisini kaldırmayı önermeye hazırlanıyorlar. Bir dizi Soğuk Savaş silahı (Crusader top sistemi ve Joint Strike Fighter uçakları gibi) sona erdirilebilir.

Bunun yerine Marshall, muhtemelen yeni teknolojiler geliştirme ve kullanmayı önerecek. Denizde hayalet teknolojisi, denizaltı ve gemileri gizleyecektir. Gemi güvertelerinde hipersonik, yönlendirilen enerji ve elektromanyetik silahlar bulunabilir. Ve denizaltı araçları istihbarat toplayacak, anfibi kuvvetleri götürecektir. Havada ise, denizaltılardan, gemilerden ve bombardıman uçaklarından ateşlenen uzun menzilli kesin hedef tutturan mermiler, hedefleri daha uzun mesafelerden vuracaktır. Uzayda, yeni uydu resim kapasitesi, ağaç yaprakları ve duvarlar gibi diğer engelleyici unsurlara nüfuz edecek, askeri planlamacıların hedeflerini daha iyi görmelerini sağlayacaktır. Bu arada da Ordu, muhtemelen savaş alanına robotlar sürecektir.

Pratik açıdan böyle bir strateji, Amerikan kuvvetlerinin ileri pozisyonlarda konuşlanma ihtiyacını çok azaltacaktır. Örneğin Güney Kore’de yerel birlikler, Kuzey Kore’den bir saldırıyı püskürtmede baş rolü oynayacaktır. Bir Avrupa ani reaksiyon gücü, bir dizi bölgesel kriz için daha önemli olacaktır. Buna karşılık ABD de askeri stratejisini Basra Körfezi ile Güney ve Doğu Asya’ya, Avrupa’nın da giderek uzağına yöneltecektir.

Bununla birlikte, böyle bir stratejinin planlanmamış sonuçları, bölgesel askeri ittifakları veya kilit bölgelerde bağımsız silahlanma çabalarını daha da ateşlemek olabilir. Bunlar da global güvenliğe katkıda bulunmak yerine engeller. Ocak ayında yayınladığı 10 yıllık tahmininde Stratfor.com, Soğuk Savaş’ı izleyen on yılda büyük ölçüde azalmış olan bölgesel ittifaklar ve rekabetlerde bir artış öngörmüştü. Aynı görüşü paylaşan Marshall raporu belgeleri, “büyük güçler arası rekabetteki keskin düşüş, tersine dönmeye başladı” iddiasında bulunuyor ve özellikle Güney ve Doğu Asya’da “büyük bölgesel güçlerin” doğacağını tahmin ediyor.

Dışarıdaki Amerikan varlığının dramatik biçimde azaltılmasının doğuracağı fiziksel boşluk, muhtemelen bu trendi hızlandıracaktır. Bu arada da Çin ile Japonya veya İsrail ve Arap komşuları gibi tarihi rakipler, ya dostane ülkelerle daha yakın askeri bağlar kurmak isteyecekler ya da güvenliklerini askeri kapasitelerini şişirerek artırmaya karar vereceklerdir.

Doğu Asya’da, havada yakıt ikmali yapan uçaklar edinmek için aldığı son kararı ile Japonya, zaten askeri saldırı yeteneğini artırma yönünde adımlar atmıştır. Tokyo, korunmak için artık ABD’ye güvenmemeye karar verebilir. Bu nedenle de benzer konumdaki komşularıyla yeni ittifaklar kurma, yarım yüzyıldır esasen savunmada kalmış bir gücü ofansif hale getirme yoluna gidebilir veya her iki politikanın bir kombinasyonunu benimseyebilir.

Orta Doğu’da İsrail muhtemelen benzer bir yaklaşım benimseyerek (diğer müslüman ülkeleri çok kızdırsa da) Türkiye ile daha da yakın ilişki geliştirirken bir yandan da ordusunun menzilini ve ateş gücünü atıracaktır. Artan bir dış tehdit algılamasıyla İsrail, bu yılın başlarında Basra Körfezi’nde üç adet (Almanya’dan aldığı) Dolphin sınıfı denizaltı konuşlandırdı. Bu denizaltılar muhtemelen nükleer başlıklı cruise füzeleri taşıyorlar.

Gelecek onyıllarda Amerikan askeri gücünün nasıl korunacağına dair Marshall’ın reçetesi, dramatik olarak farklı bir stratejik ortamla silahlı kuvvetleri yeni tehditleri karşılama ve etkin biçimde başedebilmeye hazırlama amacını taşıyor. Ancak bunu yaparken Washington, istemeyerek de olsa, hem müttefiklerini hem de düşmanlarını askeri olarak bölgesel büyük güçlerle ittifaka sokmaya veya topraklarını ve çıkarlarını daha aktif biçimde savunmaya yöneltmekle bölgesel rekabete hız kazandırabilir. İleri konuşlanmasını ve denizaşırı üs kullanımını sınırlamaya çalışan bir Amerikan ordusu, istemeyerek de olsa, kendini daha az değil daha çok sayıda dış saldırıya müdahil bulabilir.

Çev: Musa Ceylan

Kaynak: http://www.stratfor.com/SERVICES/giu2001/030101.asp

  • Facebook
  • Tumblr
  • Twitter
852 Defa Okundu